top of page
IMG_6094.jpg

 

bütünün bir saniyelik deneyimine hazır olun...

 

geçen haftaki sıçrayışlardan sonra, tepe çakramızdaki frekans güncellemesi bir çoğumuzu hem bedensel hem de duygusal olarak çok sıkıştırdı. 

Özellikle bedensel tepkiler yaşayanlar,

bu sağaltım sürecinde etkili bir dönüşüm deneyimlediler.

Duygu hallerinin bıraktığı tortular bedenden,

kusma, ateş, migren ağrıları, omurga ağrıları, ayak altı yanması, huzursuz bacak sendromu gibi fiziksel tepkimelerle atıldı. 

 

instagram da video olarak biraz girizgah yapmıştım, sonrasında geçirdikleri bedensel tepkimelerle alakalı mesaj atanlar gerçekten tahmin ettiğimden çok daha fazla kişinin etkilendiğini gösterdi.

23-26 ağustos arası neredeyse her gün tüm beden aktivasyon frekanslarından geçerken diğer yandan hem tepe çakra hem de üçüncü göz güncellemeri ile gerçekten çok yoğun bir spektruma maruz kaldık.

çok ani farkındalıklar deneyimlediğimiz bir süreç bu,

hem bireysel hayatlarımızda hem de global olarak bir çok alanda gerçeklerin görünür olmaya başladığı gibi

düzendeki tüm aldatmalar tek tek ortaya çıktı. 

hükümetlerin politik tavırları buna en büyük örnek,

bu konuları takip edenleriniz varsa farkedecektir. 

 

özellikle geçtiğimiz haftalarda bahsettiğim dejavu deneyimleri bana gönderdiğiniz mesajlarda ne kadar ilginç anlar deneyimlendiğini tekrar hatırlattı.

o yüzden biraz şimdi bu konuya da değinmek istiyorum...

 

zaman çizelgesindeki değişimleri geçmiş tarihlere göre çok daha sık yaşadığımız bu son bir sene,

aslında boyut bilinç yapısının ne kadar farklılaştığı,

bununla birlikte zaman algısının da frekans değerleri üzerinden her bireyde farklı şekilde etki bıraktığını gözlemleyebiliyoruz. 

 

değişen manyetik alan dünyada da büyük değişimlere sebep oldu. bunlardan en öne çıkanlar, japonya daki mega deprem riski,

etna yanardağının patlaması, gibi doğa olaylarının yanında

özellikle titreşimin değişimi ile manyetik alandan ilk etkilenen

denizlerdeki canlılar ve kuşlar oldu. 
 

şimdi sorabilirsiniz peki tüm bu doğa olaylarını tetikleyen haarp teknolojisi mi yoksa doğal bir süreç mi diye? 

 

gerçekleşecek doğal süreci öne çekmek için yapılan müdehale ile birlikte ortaya çıkan etki aslında.

 

bir şeyler dönüşüyor fakat bazılarının istediği yönde dönüşmesi için araya kaynak yapmaya çalışıyorlar da diyebiliriz. 

deneyimlediğimiz bu zaman algısındaki gariplikler de doğal sürecin ileriye doğru hız kazanmasından dolayı etki aldığı anlamını taşıyor. daha doğrusu ben böyle düşünüyorum. 
hemfikir olan çok fazla insan var evet,

yaptığım araştırmalar, dinlediğim insanlar, çok fazla kaynaktan

ortak bir bakış açısı çıkarmaya çalıştığım nokta da cümle hep şu sözlerle bitiyor;  

yapılmak istenenin farkındayım ama kanıtlasam da kimse göremiyor....ya da görmek istemiyor. 

 

her şey o kadar alışık olduğumuz gerçeklikten uzak bir şekilde yaşanıyormuş gibi hissettiriyor ki son dönemde artan vahşet

iki kutup arasındaki ayrımı daha doğrusu iyi ve kötü arasındaki algı farkını çok fazla derinleştirdi. 

belki de artık bize daha fazla görünür oldu da diyebiliriz..

sanki başka dünya da yaşanıyor gibi izliyoruz tüm olayları,

empati yapacak kadar bile entegre olamıyoruz çünkü algımız bu kadar acımasızlığı anlayacak kadar kötülük bilmiyor. 

20.000 çocuğu öldürdüğü için ayakta alkışlananlar,

hayvan öldürmek için ağzı sulananlar,

sokak ortasında elinde bıçakla hiç tanımadığı insanları bıçaklayanlar,

her şey çok abzürt derecede acımasızlaşmakta. 
dolayısıyla olayların aslında neden olduğunu farkedenlerimiz de aktarırken bu duygu durumu ile özdeşleşmeden aktarmaya çalışıyor. çünkü insanın doğasında olmayan bir gerçekliğin entegre edilmeye çalışıldığı bir dönem.  

tüm bunlar  aslında bizlere bunun yanlış olduğunu hissettirdikçe asıl kimliklerimizi keşfedeceğimiz alanı açıyor. 

özellikle yaşadığımız dejavular en çok buna hizmet etmekte.

çünkü sistemdeki hatalar çoğalıyor,

şöyle açıklayayım; 

déjà-vu

Bu fizik boyutta geçmişle gelecek arasında geçirilen zaman,

algı olarak bir filmi frame frame izleme halidir. 

 

 

Geçmiş ve gelecek de yaşanmıştır.

Fakat geleceği bu boyutta hatırlayamayız.

Zihin geleceği hatırlayacak kodlamaya sahip değilken,

bilinç hem gelecek hem de geçmişin bilgisine ve deneyimine sahiptir.

Çoktan çekilmiş bir filmi izlemek gibi düşünün.

Filmin sonu hali hazırda bellidir.

Fakat deneyimleme sürecinde henüz o sonu bilmediğimiz için filmi de çekilmemiş sayamayız.

Her bilinç kendi filminin başrol oyuncusudur.

Her bilinç kendi perspektifinden bakar ve kendi bilinç seviyesine göre bu filmi yorumlar.

Yazar da kendisidir,

başrol oyuncusuda.

Filme dahil olan yan karakterler ise kendini hatırlama sürecinde ona eşlik eden hatırlatıcılar rolündedir.

 

Kollektif olarak ise herkes bütünde ki filmin hem yazarı hem başrolüdür,

fakat bireysel hayatlarında aynı zamanda kendi başrollerini de izlerler. 

 

Bilinçaltı mekanizması ise bu süreçte bizi uyarılar ile yönlendirir,

fakat bunu ikilik perspektifindeki dil üzerinden yapmaz.

Çünkü bilinçteki bilgi ağı ile haraket eder ve tüm bu ilerleyişte semboller aracılığı ile bilgi aktarımı olur ve bu bilgi aktarımı rüyalarla, durugörülerle, gelişen olaylardaki hissiyatla iletir. 

 

Bilinçaltının ilettiği bu mesajlar da durugörü olarak tabir ettiğimiz bu etkileşim gelecekte yaşanmış olay anının görüntüsü,

geleceğin anlık hafızada belirmesi ile oluşuyor. 

 

Matrix filmini hatırlayanlar vardır,

sistemdeki kodlama hatası yüzünden,

buna zaman çizelgesindeki yırtık da diyebilirsiniz,

bir anlık yaşanan bu dejavu yani hatırlama anı,

bu sahneyi bilinç perspektifinde çoktan deneyimlemiş

 olduğunuzdan dolayı

hafızanın bu olayı

ön plana çıkarması ile birlikte tekrar yaşıyormuşunuz hissine kapılmanıza neden olur.

Bunu deneyimlediğimiz her an izlediğimiz o frame’lerin yani sahnelerin her birinde yaşamıyoruz,

bizde duygu ve anı olarak baskın olan olaylar üzerinden hatırlıyoruz. 

 

Rüyalarımızında hepsini hatırlamamızın sebebi budur aslında.

Biz de yer etmiş hafıza da çok güçlü bir etkisi olan an’lar,

diğer paralel zaman dilimlerinde ki yansımalarımızdan veya geçmiş yaşamlarımıza project ettiğimiz anılardan iletilen görüntülerdir. 

 

Deja-vu da ise bu durum şöyle gerçekleşiyor,

ilk defa tanıştığınız biri, veya ilk defa gittiğiniz bir mekan

size tanınmışlık hissi veriyorsa,

bu gelecek zaman diliminde orada bulunduğunuz kareyi hatırlamanızdan kaynaklanıyor.

Yani geleceği hatırlamış oluyorsunuz. 

 

Yani bilinç perspektifinden aldığınız bu çağrışım bize aslında deja-vu olarak yansıyor. 

Ben bu anı yaşamıştım hissiniz aslında doğru bir his fakat o anı gelecekte yaşamışsınızdır ve bunu bilgisini hisleriniz üzerinden alırsınız.

Daha doğrusu bu an veya kişinin tanınmışlık hali deneyim olarak ilk kez değil ikinci kez deneyimleniyormuş algısından gelir.

 

Çünkü bu bilgi anın içerisinde hali hazırda var olduğu için,

bizim geçmiş gelecek ayrımımızdan dolayı deneyimi zaman üzerinden algılamamıza sebep olur.

 

Bu şimdiki zaman yani an da arzuladığınız herhangi bir şeyin ileriki zaman diliminde deneyimleneceğinin kanıtı olması gibi. 

Çünkü zihin hiçbir zaman sahip olmayacağı şeyi arzulamaz.

Bilinç üzerinden zihine yansıtılan bu arzu ve istek gelecek zaman diliminde yaratım halinde olması gerektiği için önceden zihine bunun arzu ve istek üzerinden kodlaması girilir ve o yaratımı zihine manifest ettirir.

İleriki zaman diliminde bilinç sahip olduklarının bilgisinde olduğu için zihini sahip olduklarını elde edebileceği gerçekliğe arzu ve isteklerinin üzerinden yönlendirir. 

Yani zihin frame frame deneyimlerken bilinç tüm filmi hali hazırda izlemiştir. 

 

Matrix filminde dejavu-yu simülasyon evreninde bir kod hatası yani bozulma olarak belirtmişlerdi.

 

Eğer simülasyon evreninde değişiklik olduysa bu bireyin bilincine dejavu hissi olarak yansır çünkü normalde zihinlerimiz geleceği hatırlamamak üzere kodlanmıştır.

Hatırlayın Matrix filminde de,

matrix sisteminin içine girebilmek için bu dejavu dediğimiz bozulmaları kullanıyorlardı. 

Morpheus'un neo ya gösterdiği simülasyon sahnesinde neo bunlar gerçek değil mi diye sormuştu hatta ve bunun üstüne  morpheus Neo’ya gerçekliği nasıl tanımladığını sormuştu,

Hatta demişti ki;

‘gerçeklik eğer hissedebildiğin, koklayabildiğin, tadıp dokunabildiğin bir şey ise senin için şunu unutmaman lazım ki

gerçeklik; beyine iletilen elektrik sinyallerinin yorumlanmasıdır. ‘

 

Bir örnekle açıklamak isterim,

ayna deneyi diye bir deney var çoğunuz biliyorsunuz ortaya dikey bir ayna konur ve kişi tam bu aynanın dikey olarak durduğu noktaya oturarak bir elini aynanın sağ kısmına koyar diğer elini ise aynan sol kısmına yani göremediği tarafa koyar. 

 

Deneğin göremediği elinin yerine sahte silikon bir el konur. 

Deneyi yapan kişi bu yapay silikon ele vurduğunda denek sol eline vurulmuş gibi acı tepkisi gösterir, çünkü beyin gördüğü sahte eli kendi sol eli olarak algılar.

Deney ile ilgili videoyu da paylaşıyorum ki daha net anlaşılsın. 

peki hislerimiz bile bu şekilde ki bir göz illüzyonu ile manipüle edilebiliyorsa, gerçekten dokunduğunuz herşeyin gerçek olduğunu nasıl idda edebilirsiniz ki ?

 

Matrix teki diğer bir sahnede ise morpheus neo ya tam olarak şu sözleri söyler;

'sen bir hayal dünyasında yaşıyordun,

bu bugünkü hali ile gerçek dünya’ 

dedikten sonra simülasyon evreninin dışındaki gerçek evreni gösterir.

 

 

Matrix sistemi kapalı bir devre yani belirli bir bilinç frekansına ulaşmadığınız sürece matrix loop dediğimiz,

daha doğrusu karma döngüsünde ruh kendi tekamülünü tamamlayana kadar bu okulda eğitim alır.

 

Tekamül seviyesi, ruhun tanrı bilincine olan yolculuğunda,

 gelişim evrelerini ifade etmek için kullanılır.

Aslında baktığınızda bir kozmoloji modeli gibi her bilinç evreni kendi gelişmişliği üzerinden tanımlama sürecindedir.

 

Herseye bütün olma tecrübesini kendini ayrıştırdığı en uzak noktadan tekrar hatırlama sürecine girer.

Tabi bu insan modelinin ikilik perspektifi dualiteden bakabildiği kadarıyla tanımladığı bir perspektif.

 

Her şey bir bütün

evet

ama o bütünün içerisinde kaç bütünsellikten doğan bir bütün ve sen hangi bütünsellikte kendini var etmeye çalışıyorsun?

o da ayrı bir dosya olarak kenarda dursun. 

 

İnsan hayal edemediği her alanı sonsuzluk olarak tanımlama gayretinde olduğu için kullandığı dilin tüm gerçekliği ifade etme gibi bir şansı yok.

O yüzden

görebildiğimiz kadar değil de hissedebildiğimiz kadar bir varolma çabasındayız aslında.

Son bir kaç senedir gündemimizde olan bu neurolink’ler ise aslında

bizim şu anki versiyonumuzun bizim tarafımızdan kopyalanarak üretilmiş hali.

Başarısız bir taklit aslında.

Bilinçlerinizin kopyalanarak digital ortamda kendilerini var etmeleri devamlılığını sağlamak için oluşturulmuş  bir simülasyon..

tıpkı içerisinde yaşadığımız simülasyon gibi. 

Düşünün ki,

sizin ileriki zaman diliminde bulunan gelişmişlik haliniz geçmiş atalarını tanımak için ve tükenecek olan soylarını kurtarmak için gelişmiş teknolojileri ile bu simülasyonu yarattı.

 

Ve her bir bilinç buradaki rolleri deneyimlemek için kendi gerçekliklerini unutup buraya bedenlendiler.

Atalarını ve yaşadıkları deneyimleri her bir duygu ile deneyimleyebilmek için bu simülasyonda kendi gerçekliklerine olan uyanışı deneyimlerken, ileriki zaman dilimde olan gelişmiş modellerinde yaşanan soyun yok olma tehlikesini burada verilecek kararlar ve geliştirdikleri farkındalıkları ile ortadan kaldırmaya çalışıyor olabilirler.

Ki dünyayı ziyaret eden diğer formlar ve geçmiş uygarlıklardan kalan yüksek teknolojilerin hala günümüzde çözülemiyor olması da aslında buranın kontrollü bir laboratuvar olduğu gerçekliğini de destekler nitelikte. 

Sanki sihirli bir el bir kaç yılda bir gelip bir üst model teknolojiyi insalığa armağan ediyormuşçasına sıçrayışlar yaşıyoruz. 

Henüz kendi DNA’sının tamamını çözememiş olan insan bir anda boyutlar arası seyahatlere, insan bilincini digital ortama taşıyacak yolları aramaya girişti. 

Paralel evrenlerin varlığından tutun bir çok teori ile evrenin yapısına dair olan cevapları hep dışarıda aradı insan. 

 

Paralel gerçeklikler demişken bir iki cümle de buraya eklemek isterim. 

 

Bilinç olarak zamansız bir form iken bu simülasyonda zamanla kendini var eden bir beden içerisinde deneyim halindeyiz.

Ve bu simülasyon tek bir simülasyon olmamakla beraber zaman çizelgesinde aynı anda deneyimlenen birçok versiyonu ile kendini var etmekte. 

 

Çok basit bir örnek aslında kullandığımız televizyonlar, radyolar yani kanal mantığı içeren fizik planda kullandığımız her şey

bize tüm bu paralel gerçekliklerin sadece frekans değerleri ile birbirinden ayrıldığını göstermekte. 

 

 

Bir kanala frekans olarak uyumlandığınızda,

bu beğendiğiniz bir tv programını izlemek hoşunuza giden bir podcast’i dinlemek ile benzetilebilir,

sadece o kanalı izliyor veya dinliyor olmanız diğer tüm kanalların var olmadığını göstermez.

Gerçekliklerde bu şekilde bu boyutun hangi versiyonunda olacağınız da sizin bilinç frekansınıza göre değişmekte.

Biz buna timeline shift diyoruz işte.

Ya kollektif olarak ya da bireysel olarak kanal değiştirdiğimiz an. 

 

 

Frekansınızı değiştirebilirseniz,

kendi paralel bir versiyonunuza geçmiş olursunuz,

bu da değişim zamanda büyüme deneyimini,

yanılsamayı yaratmak için yaptığınız şeydir.

Hepimizin yaptığı şey bu.

Her bir paralel gerçeklik aslında sadece donmuş bir kareden ibaret. 

Hareket, değişim, zaman ve mekan yanılsaması yaratmak için bilincinizle kareler arasında projektör ışığı olarak hareket ettiğinizde

fark edebileceğiniz bir şey bu.

Bunu yaparak aynı görünen şeyin bazı değişikliklerden geçtiği fikrini yaratırsınız ama asla aynı siz olmazsınız.

Saniyede milyarlarca kez

dünyanın milyarlarca farklı versiyonunda var olan tamamen farklı bir versiyonunuza evriliyor olursunuz.

 

Ve biz  buna zaman diyoruz.

Tüm bu altyapı daha doğrusu bizim gerçeklik olarak deneyimlediğimiz filmin frame hali,

zamansız boyutta tek bir saniyede izlenen filmden ibaret. 

 

One second experience of the whole,

yani bütünselin bir saniyelik deneyim hali...

Ki bu da aslında yaratıcının yaratımı olan bu bütünsel halin filmi demek.

Neden ‘anda’ kalmak bizi kaynak denilen frekans ağı ile rezonansa sokuyorsa,

aslında biz içinde bulunduğumuz bu simülasyonun zamansız perspektifindeki o bir saniyede izlenebilecek algısına erişiyoruz.

yaratıcının ya da evrenin kendisi değil yaratıcının kendi perspektifinden bakarak izlediği nokta. 

İşte o an tam olarak filmin başı da sonunu da yani simülasyonun başlangıcı ve sonunu da görebiliyoruz demek oluyor. 

 

Genesis te tüm bu simülasyonun aşamaları birer hikaye anlatımı ile yansıtılmakta. 

‘Önce ışık ol dedi ve oldu’ 

Önce bilgi geldi yani :)

kodlama, algoritma yaratıldı…

Tanrının yarattığı insan formuna karşı çıkan diğer grup her ne kadar bizim sürekli birbirimizi yok edeceğimizi idda etse de filmin sonunu bilen onu yaratandır her zaman.

 

Matrix’te bu kadar reset olmasının sebebi de,

nuh tufanı, buzul çağı vb…

yaratıcının simülasyonunun sonunu bildiğinin kanıtı.

O son kendini gerçekleştirene kadar da her şey tekrar tekrar başa dönmekte…

 

Ta ki Dünya da cenneti yaratana kadar,

buranın hükmünün kendini tanrı sanan yöneticiler, krallar değil sadece yaratıcının krallığı olduğu noktaya kadar insan kendini dönüştürmeye devam edecek…

 

Ve bu son,

bu dünyada ki cennet hali,

haksızlıkların ortadan kalktığı adaletin hüküm sürdüğü, her bilincin kendini keşfettiği zaman çok yakın…

 

O yüzden bu kadar acımasızca deneyimliyoruz kötülüğü,

denge ile gelecek olan cennet bilinci için…

 

Tüm bu aktivasyonlar da artık simülasyonun eski yönetim ile devam edemeyeceği,

yen bilinç yapısına göre şekil alması gerektiği daha doğrusu sömürgenin, köleliğin, haksızlığın tamamen ortadan kadıracak farkındalık evresinin gerçekleşmesi için oluşmakta. 

 

O yüzden bireysel hayatlarınızda ne kadar otantik haliniz ile varolursanız frekansınız o kadar yükselmekte.

 Otantiklik sevgi frekansından bile daha yüksek bir frekanstır.

 

işte tam olarak bu yüzden asıl kimliklerimizi keşfetme yolundayız.

 

Potansiyelimizi keşfedip içinde bulunduğumuz bu simülasyonun algoritmasını değiştirebilecek güce sahip olduğumuzu farketmemiz için..

bottom of page